Veri Görselleştirme Nedir?

Veri görselleştirme, klasik formatta sunulan karmaşık ve dağınık verileri bir araya toplayarak kolay algılanabilir görseller aracılığıyla anlaşılır, yorumlanabilir hale getirmektedir. Veri keşfi esnasında, insan algı sistemiyle bilgisayar sistemleri arasında esnek, yaratıcı, köprüler kurmayı hedeflemektedir.

Daha fazla detaylı bilgi için tıklayınız.

Nedir?

Hikaye İçinde İnfografik, İnfografik İçinde Hikaye: Dilek Ceylan ve Ufuk Ceylan

Hikaye İçinde İnfografik, İnfografik İçinde Hikaye: Dilek Ceylan ve Ufuk Ceylan

Zamane kültürünün en önemli öğelerinden infografikler gittikçe hızlı tüketimin bir parçası oluyor. Bu noktada, fark yaratan ve hayata anlam katan çalışmalar barındırdıkları hikaye ile can buluyor. Hikayeleri ile infografiklere yeni anlam ve hayat katan, illüstrasyonları ile bizi gözlerimizi mest eden Dilek Ceylan ve Ufuk Ceylan ailesine konuk oluyoruz. Karı koca olarak bu işe gönül veren mektepli bir çift çalışmaları hakkında bir çok ipucu ve bilgiyi bizimle paylaştı. 

Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz, biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Kendimizi nasıl tanımladığımız bu soruyu soran kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. Yaptığımız işler değişmese de kendimizi anlatırken karşımızdaki kişinin alanla ilgili bilgisine göre anlamlı olacak bir tanım yapmaya çalışıyoruz. Örneğin; teknolojiye ve yaptığımız işe tamamen uzak biri bu soruyu soruyorsa bazen “bilgisayarcı” veya “eğitimci” bile dediğimiz oluyor. Eğer soran kişi biraz daha teknoloji ve sanata yakınsa kendimizi daha rahat ifade edebiliyoruz. Şu anda rahatça etkileşim tasarımcısı ve illüstratörüz diyebiliriz.

Kendimizi etkileşim tasarımcısı ve illüstrator olarak tanımlıyoruz.

Günlük rutinleriniz neler, neler yapıyorsunuz?

“Günlük rutin” dediğimizde genellikle pek bahsedilmeyen ve hesaba katılmayan bir “yaşamsal temel ihtiyaçlar” gerçeği var. Bu görmezden gelinen rutinler hepimizin yaşantısında oldukça fazla zaman alıyor. Biz bu ihtiyaçları karşılamak için gereken zamanı en aza indirerek, yapmak istediğimiz çalışmalara daha fazla zaman yaratmaya çalışıyoruz. Yiyeceğini hazırlamak, giyeceğini hazırlamak, çalışma alanını düzenlemek gibi temel ihtiyaçları bir sisteme oturtmaya çalışıyoruz. Zaman yönetimini buna yönelik yaparak, projelerimize ve çalışmalarımıza daha fazla vakit ayırıyoruz.

Evimizi de buna göre düzenledik. Salonumuz bizim çalışma alanımız. Tüm çalışmalarımızı buradan yönetiyor ve düzenliyoruz.

Gündelik yaşam gereksinimlerini bir rutine bağlamaya gayret ediyoruz. Çalışmalarımıza daha çok vakit ayırabilmek için…

beraber-uzak_V3

Hayatta olmazsa olmazlarınız neler?

Dilek: Benim için illüstrasyon ve çizim yapmak olmazsa olmazlarımdan biri diyebilirim. Çocuk kitapları özellikle hayatımda önemli bir yer tutuyor. Kendi eğitimini aldığım alanım ve asıl mesleğim olan kullanıcı deneyimi tasarımı da etrafımda olan biten şeylere bakışımı değiştiren ve sanırım artık yaşantımdan çıkaramayacağım bir alan. Çalışmayı seviyorum aslında. Hayatta sürekli yeni kavramlar, yeni dünyalarla karşılaşarak ilerliyoruz ve bu keşiflerimiz zaman geçtikçe bizim de bir parçamız oluyor. Bu yüzden ilgi duyduğum alanlar ve etrafımdaki sevdiğim insanlar benim vazgeçilmezlerim diyebilirim.

Ufuk: Hayatta olmazsa olmazlarımdan bahsederken sahip olduğumuz bir eşyadan bahsetmektense, insanı insan yapan düşüncelerini aktarmak için ihtiyaç duyduğu araçlardan bahsetmek daha doğru olur. Örneğin bu araç bir kalem olabilir, fotoğraf makinesi olabilir ama ne olursa olsun kendini ifade edebileceğin bir araç bulabilmek mühim olan. Örneğin günümüzde en yaygın kullanımı alanı ile bilgisayar artık birçoğumuzun vazgeçilmezi diyebiliriz. Bugün bilgisayar ama yarın başka bir araç hayatımıza girecek ve vazgeçilmez olacak. Burada önemli olan kendini ifade etme arzusu. Bu arzu olduğu sürece insan kendi olmazsa olmaz aracını da geliştirebiliyor.

Ajans’da mı çalışmak yoksa kurumsal bir şirkette mi?

Dilek: İkisinin de kendine has olumlu ve olumsuz tarafları var. Ajans ortamının getirdiği büyük bir dinamizm var, fakat bu dinamizm yorucu da olabiliyor. Kurumsalda ise düzen biraz daha oturmuş ve artık müşterilere bağlı irrasyonel istekler ve kararlar yerine daha düzenli bir sistemden bahsedebiliyoruz. Her şey biraz daha düzenli ve sistemin bir parçasının da insan olduğu farkındalığıyla ilerliyor. Bu noktada ister ajans ister kurumsal şirket olsun asıl önemli olanın insanın bir şey yapma içgüdüsü ve arzusu olduğunu düşünüyorum. Eğer bu varsa kişinin ideallerini gerçekleştirebileceği bir ortama ulaşabilmesi mümkün.

Ufuk: Ajans çok daha organik bir yapı. Müşteri odaklı bir yaklaşım var müşteri memnuniyeti her şeyden önemli bir etken. Müşteri sayısı ve müşterinin işe yaklaşma biçimi ajansların geliştirdiği projeleri çok etkiliyor. Kurumsalda ise daha oturmuş bir yapı var. Örneğin mesai saatleri net tanımlı. Kurumsal, kendi sistemini oluşturduğu için buna dahil olmak isteyenlerin de bu sisteme ayak uydurması gerekiyor.
Burada önemli bir nokta da “kurumsallaşmış ajans” yapısı. Bu yapı Türkiye’de yaygınlaşırsa ve doğru uygulanırsa kurumsal mı, ajans mı ayrımının da sonu gelecektir. Hem müşteri tarafının, hem de hizmet veren tarafın bilinçlenmesi, bu süreci hızlandıracaktır. Türkiye’deki zorlu ekonomik şartlar nedeniyle bazı durumlarda ajanslar inanmadıkları işleri sadece müşteriyi memnun etmek için yapmak zorunda kalmaktan da kurtulacaklardır.

Peki yaratıcı meslek sahipleri için ajans deneyimi konusunda bir tavsiyeniz var mı?

Dilek: Ajans deneyiminin artıları var diyebiliriz. Özellikle okuldan sonra iş hayatına başlarken ilk olarak bir ajansta çalışmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. Ama tabii ilk başlanılan ajansın nasıl bir ajans olduğu da çok önemli. Farklı aşamalarda dahil olabildiğin, birçok problemle karşılaşarak çözüm üretmeye çalıştığın dinamik bir yapı içerisinde bulunmak deneyim kazandırıyor. Bu besleyici ortamın ardından kurumsal bir şirkete geçmek uzmanlaşmak adına daha doğru bir tavır olabilir.

Ufuk: Ajansda çalışmak aslında pazarda gezmek gibi. Pazarda herhangi bir yönlendirme yoktur, bir bilgilendirme yoktur. İhtiyacın olan tezgahı kendin bulman gerekir. Bulurken iyinin kötünün farkına varıyor ve arayışını devam ettirebiliyorsun. Kurumsal da çalışmak ise AVM’de gezmek gibi. Tabelalar belli, ışıklar belli ne zaman kapanacağı belli. Hareket etmek daha rahat ama bazı durumlarda alternatifleriniz azalabiliyor.

Ajansta çalışmak pazarda gezmek gibi, kurumsal da çalışmak ise AVM’de gezmek gibi…

infografikler_V3

Akbank’a yaptığınız infografik çalışmaları hem veri görselleştirme hem de hikaye anlatımı açısından oldukça doyurucu ve etkileyici. Bu işlerin geliştirme sürecinden biraz bahsedebilir misiniz? Veriler hazır mı geldi? Bu tatil beldelerini siz mi araştırdınız? Şeysellere gittiniz mi?

Dilek:  Görüp de yapsaydık çok farklı olabilirdi :)

Ufuk: Gönül ister ki gidip yapabilelim. Ama gidip görseydik infografik böyle olmayabilirdi :) Bir hayale ulaşmak için öyle bir yöntem geliştirmiştik :)

Ufuk:  O işi biz 3 sene önce yaptık. Önce bize Akbank’ın yapacağı kampanyadaki tatil hediyesini tanıtan bilgilendirici bir brief geldi. Metin yazarı arkadaşlar ilk etapta bu adalar bütününü inceledi. Bir ön araştırma yaptık. Daha sonra biz de bu konu üzerinde biraz araştırma yaptık, detaylandırdık. Bazı noktaları eledik. Bazı noktaları revize ettik. Daha sonra hikayeleştirme üzerine çalıştık. Müşterimizden çalıştığımız eskiz üzerinden onay aldık. Birden fazla alternatif yapmadan, ilk işle onayı aldık.

Dilek: Hikayeleştirme, verinin bilgiye dönüştürülmesinde kullanılan başarılı bir yöntem. Sunulan içeriğin daha kolay anlamlandırmasını sağladığı için bu yolu izledik. Tabi hikayeleştirmelerde özellikle Ufuk’un bu konudaki yeteneğinin çalışmayı önemli ölçüde geliştirdiğini düşünüyorum. Akbank için hazırladığımız iki infografikte de ana kurgu ona ait.

Hikayeleştirme, verinin bilgiye dönüştürülmesinde kullanılan başarılı bir yöntem.

kolaj

Mesela Facebook hakkında yaptığınız infografik çalışması. Tamamen kurgusal bir illüstrasyon ürünü. Bu çalışmayı nasıl projelendirdiniz, brief’de veriler size hazır mı geldi? Ortalama geliştirme süresi ne kadar?

Dilek:  Facebook infografiği Ufuk’un yürüttüğü bir çalışmaydı. Ben o dönem İstanbul Üniversitesi’ne geçmiştim.

Ufuk: Yine önceki infografik çalışmasındaki sürece benzer bir iş akışı gerçekleşmişti. Ajansın sosyal medya ekibi Facebook hakkında çeşitli bilgiler toparlamıştı. İlgi çekici bir şekilde nasıl insanlara aktarabiliriz diye düşündüm ve bir arada yaşama metaforu üzerinden, bir kasaba yarattım. Veriler socialbakers üzerinden alındı. Bu çalışma 5 günde tamamlanmıştı.

Turkcell için yapılan Mobil Uygulama Geliştirme infografiği?

Ufuk: O çalışma da yaklaşık 5 günde tamamlandı. Mobil Uygulama geliştirme infografiği, Turkcell Global Bilgi’de  hazırladığım “Mobil uygulama nasıl geliştirilmelidir?”  kılavuzunun tanıtımı niteliğinde yaptığım bir çalışmaydı. 150 sayfadan fazla olan kılavuzun özeti ve uygulama geliştiren ekipleri kılavuzu okumaya heveslendirmesi amacıyla hazırlandı. İçeriğin oluşturulması hariç, tasarlanması ve  çizilmesi 5 günümü almıştı.

150 sayfadan fazla bir kılavuzu 5 günlük bir çalışma ile infografik haline getirdik.

Yıldız’daki Etkileşimli Medya Tasarımı bölümü bu alanda faaliyet gösteren az sayıda lisans bölümlerinden biri. Size ne oranda katkısı oldu?

Dilek: Tasarım eğitimi almak farklı bir bakış açısı kazanmanızı sağlıyor. Tasarım alanında çalışanların içgüdüsel ve sadece estetik kaygılarla çalıştıklarına dair yanlış ama ne yazık ki yaygın olan bir görüş var. Ama diğer alanlarda olduğu gibi tasarımda da kullanılan birçok kavram ve methodoloji var. Okulda özellikle bize her zaman söylenen “biz sanat yapmıyoruz tasarım yapıyoruz” ifadesiydi. Bu, bir alanın diğerinden üstün olduğunu savunan değil, ürettiğimiz şeyin bir amaca hitabetmesi gerektiğini farketmemiz için kullandıkları bir ifadeydi. Karşınızda bir kullanıcı var ve sizin tasarladığınız ürünle etkileşime geçerek onu hayatına dahil etmesini planlıyorsunuz. O nedenle tasarım sorumluluk gerektiren bir iş. Bu noktada aldığımız eğitim bu alandaki kavramları ve farklı methodolojileri öğrenmemizi sağladı. Bu da yaptığımız çalışmaları daha sağlam bir temele oturtarak ilerlememize yardımcı oldu.

Ufuk: Sanat ve tasarım ayrımını yapabilmek önemli. Tasarımda daha teknik bir şey yapıyorsun. Sanat alanında bir eserin üretimindeki kaygılar ise çok daha soyut ve spesifik olabiliyor. Tasarımda muhakkak bir problem olmalı ve o probleme yönelik çözüm üretmeniz bekleniyor. Bu problemlerin iyi analiz edilmesi ve çözümlenmesi gerekiyor. Bu konuda tasarım eğitimi de sizin bu alanda kullanılan farklı yöntemleri öğrenerek farklı yaklaşımlar geliştirmenizi sağlıyor. Tabi tüm bunlar sürekli değişen ve üretimle eş zamanlı gelişen şeyler, bu nedenle farklı alanlardan da sürekli beslenmeniz ve kendinizi sürekli yenilemeniz gerekiyor. Örneğin daha önceden bahsettiğimiz hikayeleştirme yönteminde bizim en büyük şansımız çizgi roman ve sinema ile olan ilişkimiz. Ayrıca şu anda İstanbul Üniversitesi Sinema bölümünde yüksek lisansıma devam ediyorum. Çizgi roman da, sinema da fazlaca tükettiğimiz şeyler. Olayları aktarırken metafor kullanma arzumuz da sanırım buralardan besleniyor.

Tasarımda muhakkak bir problem olmalı ve önemli olan probleme yönelik çözüm üretebilmek.

Kendinizi mektepli mi? Yoksa alaylı mı hissediyorsunuz?

Kendimizi mektepli olarak nitelendiriyoruz.

Ajansların veri görselleştirmeye ve infografiğe bakış açısı nasıl? Ayrı bir iş süreci oluyor mu?

Dilek: Şimdiye kadar bu kapsamda yaptığımız işlerin uygulama planlarını kendimiz çıkardık ve ona göre hareket ettik. Sürecin planlanması ve üretimi bize aitti bu nedenle daha rahat hareket etme şansımız oldu.
Ufuk: Ajanslarda  proje yöneticileri genel planlamadan sorumludur. Fakat her iş kendi dinamiklerine göre değişkenlik gösterdiği için, konunun uzmanları planlamayla ilgili detayları üstleniyor.  Bu noktada da ekip çalışması önem kazanıyor. Bu nedenle bizim yaptığımız infografik çalışmalarında iş basamaklarını biz belirledik. Özellikle Facebook infografiği gibi çalışmalarda anlık değişen verilerin güncelliğini metin yazarı arkadaşların kontrol edip emin olmalarını istedik. Verinin güncelliği ve doğruluğunu onlara bıraktık. Biz sadece hangi verinin bizim için önemli olduğunu söyledik. Bunu taş işlemeye benzetebilirsiniz. Hangi taşları kullanmak istediğiniz söylüyoruz onlar bizim istediklerimizi veya en yakın benzer nitelikteki taşları buluyorlar  ve bizimle paylaşıyorlar. Biz de son olarak onları işliyoruz.

Bu tip çalışmalarda tasarımcı veya geliştirici, fikrin hangi yönde derinleşeceğini veya işin nereye gideceğine karar veriyorlar. Biz de yaptığımız çalışmalarda işin başlangıcında olmayan bir çok başlığı ve içeriği infografiklere ekledik.

Tasarımcı, infografiklerin hangi yönde derinleşeceğini veya işin nereye gideceğine karar veriyor.

Yeni bir projeye başlamadan önce nasıl bir ön hazırlık yapıyorsunuz?

Dilek: Proje ekibi olarak toplanıp beraber konuşarak başlıyoruz. Bir projenin üretiminde ekip içi etkileşim ve iletişim en önemli unsurlardan biri. Bunu bir makine gibi düşünürsek bir noktadaki temassızlık tüm işleyişi sıkıntıya sokabiliyor. Neyin amaçlandığı, bu amaca ulaşmak için ne yapılacağı ve nasıl hareket edileceği konusunda herkes bilgi sahibi olmalı. İlerlenecek yolun çizilmesiyle aslında projedeki en büyük adımlardan biri de atılmış oluyor.

Ufuk: İnsanın fikrini geliştirirken okuması, yazması da önemli. Mesela okur yazar mısın? derler. Bir de üçüncü unsur var; çizmek. Okuyup, yazıp, çizmek. Çizmek aslında dünyadaki tüm dillerden bağımsız olarak fikrini ifade edebilme yeteneği demek. Biz de çizme yeteneğimizi geliştirdiğimiz için bu yöntemle fikirlerimizi ifade ederek aktarıyoruz.

Çizmek dünyadaki tüm dillerden bağımsız bir fikri ifade etme biçimi. Daha iyi çizince daha iyi kendini ifade ediyorsun.

Dilek:  Fikir aşamasında yaptığımız çalışmalar projeye göre değişkenlik gösteriyor. Genellikle basit bir fikirden yola çıkarak geliştiriyoruz. Bazı zamanlar işin bitimiyle başlangıç noktası çok farklı olabiliyor. Ayrıca kullandığımız bazı yöntemler de var, yani işe başlamadan önce yaratıcı düşünme tekniklerini de kullanıyoruz. Zihin haritaları oluşturuyoruz.

Ufuk: İnfografik çalışmalarında hassas bir ön hazırlık yapıyoruz. Örneğin Mauritius infografiğindeki adanın şeklinin orada kullanacağımız bilginin önüne geçmemesi gerekiyor.

Dilek:  Evet özellikle infografiklerde anlatılan konuyu doğru temsil edecek objeleri seçip kurgulamaya özen gösteriyoruz. Bir bilgiyi aktarmaya çalıştığımız için yanlış bir şey verme şansımız yok. Bir hikaye içinde de olsa önemli olan bilginin doğru aktarılması. Hikaye, bilginin aktarımına hizmet etmeli onu gölgelememeli. O nedenle hazırlık aşamasında elindeki veriyi iyi çözümleyip analiz edebilmek çok önemli.

Kağıt kalem ile çizim mi? Tabletle çizim mi?

Dilek:  Ben her zaman elle çizerek başlıyorum. Yaptığım çizim ile arama teknolojik bir cihaz sokmamak istiyorum. Kağıt ve kalem ile kendimi daha rahat hissediyorum. Daha sonraki aşamalarda çizimi detaylandırmak için tableti tercih ediyorum.

Ufuk: Fikri oluşturma aşamasını her zaman kağıt üzerinde yapmayı tercih ediyorum. Fikir oluşturduktan sonra kompozisyon için de yine kağıt üzerinde çizime devam ediyorum. Kompozisyon oluştuktan sonra tarayıp bilgisayara aktarıp detaylandırmayı yapıyorum. Tablette vektörel veya pixel tabanlı ihtiyaca yönelik tercihimi yaparak çizimleri detaylandırmaya başlıyorum.

ufuk-eskiz-ustten_V3

Motion infographic’lerde iş akışı nasıl oluyor? Hangi aşamalarda müşteriye onaya gidiyor? Müşteri ne oranda müdahale ediyor?

Dilek:  Bu tür çalışmalarda storyboard aşaması çok önemli bir aşama. Çünkü iş bittikten sonra değişiklik yapmak çok zor. Storyboard aşamasında müşteriden onay almak çok daha doğru ve faydalı oluyor. Storyboard aslında kare kare görüp ne yapacağınıza karar vermenizi, çalışmayı planlamanızı ve ekipteki diğer kişilerle aynı fikri paylaşabilmenizi sağlıyor. Daha büyük ekiplerle ve daha büyük ölçekli projelerde çalışırken iyi bir çalışmanın yapılabilmesi için bir zorunluluk olduğunu söyleyebiliriz.

Ufuk: Motion infografikte ekip biraz daha büyüyor. Rol dağılımına bakarsak; önce brief geliyor. Tetikleyici. İçerik yazımını yapanlar metin yazarları. Buna grafik olarak çözüm üreten tasarımcılar ve hareketli grafiğe dönüştürecek olan hareketli grafik sanatçısı geliyor. Bir de tüm bunların üzerindeki müşteri var. Müşteri her aşamaya müdahale etmese de, ara ara sunumlarla değerlendirme yapılıyor.

Fotoğraflardan kesitlerle oluşan bir cut-out çalışması mı olsun, yoksa tamamen çizim mi olsun, yoksa 2D veya 3D bir animasyon mu olsun, kullanılacak tekniğe çalışmanın en başında karar veriliyor. Daha sonra kullanılacak teknik ve storyboard müşteriye gidiyor. Burada storyboard’un grafik dili de önem kazanıyor. Eğer çalışma üç boyutlu olacaksa storyboard’a bakan birinin bunun 3D olduğunu fark etmesi gerek. Daha sonra sürpriz olmaması adına bu noktada el sıkışmak çok önemli. Storyboard’un hareketli grafik sanatçısı için de yönlendirici olması gerekiyor. Onun da storyboard’u incelediğinde ne kadar sürede, ne kadar aksiyon gerçekleştiğini anlaması gerekiyor. Müşteri akışı anlarken hareketli grafik sanatçısı da teknik yönlerini storyboard üzerinde görebiliyor. Müşterinin storyboard’u onaylaması önemli kritik bir adım. O nedenle tasarımcının storyboard’u müşteriye çok iyi anlatması gerekiyor ki pişmiş aşa su katılmasın. Yoksa o iş en son aşamadan tekrar en başa dönebilir. O nedenle tasarımcının sunum yetenekleri de yapılan çalışmanın doğru aktarılabilmesi için önemli.

Storyboard’un grafik dili çok önemli. Hem müşteriye hem de teknik ekibe gerekli tanımları ve akışı doğru ifade edebilmeli. Başarılı bir storyboard ile çalışma hiç başa dönmeden tamamlanabilir.

Hem freelancer hem de ajans deneyiminiz var. Sizce Türkiye’de yetenekli bireylere yeterli değer veriliyor mu?

Ufuk: Hani bir laf var ya iş verilmez alınır diye. Galiba; değer de verilmez, alınır. Kendini değerli bir hale getirmek ve bunu hissetmek önemli. İnsanlar kolay kolay değer vermiyor. O nedenle önce kendin inanmalısın değerli olduğuna, ondan sonra onlar da inanacaktır.

Dilek: Değer konusu bence çalıştığınız ve içinde bulunduğunuz ortama göre değişkenlik gösteriyor. Bir gruba göre genelleme yapmak çok doğru değil aslında. Yani özel sektörde şöyledir veya ajanslarda böyledir diye keskin bir ayrım yapmak zor. Birlikte çalıştığınız ve iletişimde olduğunuz kişilerin bakış açısı ve tabi ki sizin yaptıklarınız bunu belirliyor.

Ufuk: Yani değer verilmez, değer alınır :) Yani en azından her daim kendine değer katmalısın ve değer vermelisin bu elbet bir gün karşılığını bulacaktır.

Dilek:  Tabii insan kendini değerli hissederken de altını doldurabilmesi ve kendini iyi tanıması gerek. Yani altını dolduramayacağı şekilde kendini olduğundan fazla göstermeye çalışmak da kişiyi daha zor durumlarda bırakabilir. Bu yüzden bilgi ve yeteneklerini iyi tanımak ve sürekli geliştirmeye çalışmak gerektiğini düşünüyorum.

Değer verilmez değer alınır. Tabii insan kendini değerli hissederken de altını doldurabilmeli. Kendini iyi tanıyabilmeli.

ufuk-onden_V3

Türkiye’de freelancer olmak nasıl bir şey?

Ufuk: Sadece freelance yaparak hayatını geçindiren kişiler var evet ama burada network ve ilişkili olduğun kişiler etken rol üstlenmekte.

Dilek: Ayrıca, bir de öz disiplin isteyen bir çalışma şekli. Kendi çalışma prensibini kurman gerek. Bu anlamda oldukça güç bir durum, çünkü birisi sizden bir şey istemiyor, sizin kendinizi organize etmeniz gerekiyor. Eğer kendinizi organize edemezseniz işleri yapamazsınız, yetiştiremezsiniz.

Ufuk: Aynen öyle… Koca bir çalışma gününü tamamen kendiniz planlamanız gerek… Her aşama kendi denetiminizde olduğu zaman zaman zorlayabilir de…

Türkiye’de freelancer olarak hayatta kalabilmek için doğru bir network ve ilişkili olduğun kişiler etken rol oynar.

Peki freelancer olarak yaptığınız kitap resimlendirmesi işi nasıl ilerliyor?

Dilek: Kitap resimleme büyük keyifle çalıştığım bir alan. Çalışma boyunca kitaptaki hikayeyi canlandırabilmek için siz de o hikayeyi yaşıyorsunuz. İlk adım olarak hikaye gönderiliyor ve böylece yeni bir çalışma süreci de başlamış oluyor. Kitap resimlerken de belli basamakları takip ederek ilerliyorum. Hikayeyi iyice okuduktan sonra ilk olarak resimleyeceğim sayfalarda anlatılmak istenen ve öne çıkan durumların ne olduğunu belirleyip bu durumu nasıl aktarabileceğimla ilgili kısa notlar alarak başlıyorum. Daha sonra aslına uygun olması gereken objeler, karakterler veya mekanlar için görsel referansları tarıyorum. Hemen ardından da ilk taslakları, eskizleri hazırlıyorum ve daha sonra da renklendiriyorum. Şimdiye kadar resimlediğim kitaplar çoğunlukla daha önceden çalışmamış hikayelerdi. Daha önceden resimlenmiş çeviri hikayelerde de eskiz aşamasından önce etkilenmemek için orjinal kopyalarına bakmayı pek tercih etmiyorum.

dilek-kitap-yandan_V3

Kitap resimlendirmek için kitabı iyice okuyup görsel referanslar taramak önemli.

Çalışırken kendinizi birey olarak mı yoksa takım olarak mı daha rahat hissediyorsunuz?

Dilek: Birey olarak olduğumuz zamanlarda oluyor ama genel de takım olarak hareket ediyoruz. Belli bir iş bölümü yapıldıktan sonra üretim aşamasında bireysele dönüyor ama takım içi iletişimi kaybetmiyoruz.

Ufuk: Aslında takım çalışmasındaki en önemli şey iletişim kurmak. Baştan hedefinizi ve varmak istediğiniz noktayı net ve anlamlı bir şekilde ortaya koyabilmeniz gerekiyor. Eğer iş masayı taşımaksa, önemli olan bu masa nereye, ne kadar zamanda nereye taşınacak konularında hem fikir olmak. Bir masayı iki kişi aynı yerden tutarak taşıyamaz. Biri bir yerden tutarken diğeri onu destekleyici bir yerden tutmalı.

Dilek: Ortak bir hedefe ilerlemek önemli.

Aslında takım çalışmasındaki en önemli şey iletişim kurmak.

beraber-yakin_V3

Çalışırken birinin bakmasından rahatsız olur musun?

Ufuk: Ben olurum :)
Dilek: Ben onu ajansta ilk çalışmaya başladığım zaman hissediyordum. Ajans açık ofis şeklinde düzenlenmişti. İlk başlarda bir şeyler çizerken birilerinin gelip bakması beni oldukça tedirgin etmişti. Fakat daha sonra zamanla bu gözlerden rahatsız olmamaya başladım.

Ufuk: Evet, özellikle Dilek’in işine odaklanma yeteneği oldukça güçlü. Kolay kolay konsantrasyonu dağılmıyor. Ben ona göre daha hızlı etkilenebiliyorum.

Aynı işi yapan aile fertleri olmak nasıl bir duygu? Aranızda anlaşmazlıkları nasıl çözümlüyorsunuz?

Dilek: Farklı bir ses, farklı bir yorum almak oldukça geliştirici oluyor. Bizim çoğu zaman farklı düşünüp değerlendirdiğimiz konular oluyor ama bu zaten süreci geliştiren bir durum. Vardığımız nokta bazen ne onun dediği oluyor, ne de benim dediğim oluyor, bambaşka bir yerde kesişebiliyoruz. Bu da çalışmanın gelişimine katkı sağlıyor.

Ufuk: Ben karşıya geçmeyi severim. Yani kişi kendi yaptığı işe aşık olmaya başladıkça orada gelişim duruyor. O yüzden tek başına yaptığım işlerde de, Dilek’in tek başına yaptığı işlerde de ne yapmak istediğini hiç bilmiyormuş gibi davranıp bir yere varmaya gayret ederim. Hiç bilmeyen biri bu işi nasıl anlar, nasıl bakar? Onu değerlendirmeye çalışırım. Aslında bunu bir aradaki taşlar gibi düşünebilirsiniz. Farklı taşlar birbirine sürtünerek birbirini aşındırır ama aynı zamanda parlatır da… Parlamak için biraz aşınmak gerekebilir.

Aynı işi yapan 2 kişiyi 2 taş olarak düşünebiliriz. Farklı taşlar birbirine sürtünerek birbirini aşındırır ama aynı zamanda parlatır da. Parlamak için biraz aşınmak gerek.

Hayal gücünüzü nasıl besliyorsunuz?

Dilek: İşimiz yaşamımız içerisinde daima. Gördüğümüz her şey, gittiğimiz her yer kısacası tüm yaşadıklarımız bizim çalışmalarımızı besliyor. Yaşadığımız her şeyde sürekli bir şeyler biriktirerek ilerlemeye çalışıyoruz.

Ufuk: Kısıtlama olmadan hoşlandığımız tüm alanlarla ilgilenmeye gayret ediyoruz. Bunun için de edebiyat da var… müzik de var… sinema da var… çizgi roman da var…

Yaşadığımız her andan bir şeyler biriktiriyoruz… Besleniyoruz…

Çok güçlü bir illüstrasyon yeteneğiniz var. Bunu yaptığınız her işte görmek mümkün. Bu doğuştan gelen bir yetenek mi? Yoksa çalışarak geliştirilebilecek bir şey mi?

Dilek: Başlangıç için ilgi duyup sevmek önemli. Ama üzerine muhakkak çalışmak gerek. “Yetenek” deyince aslında “kader” kavramındaki gibi bizden bağımsız olagelen birşey gibi algılanıyor. Yani doğuştan sahip olduğun bir şans gibi. Ben yeteneğin ilgi, çalışma ve eğitim gibi birden fazla değişkene bağlı ve geliştirebildiğimiz birşey olduğunu düşünüyorum. O nedenle çalışmak, üzerine emek sarf etmek çok önemli. Ben tek düz çizgi bile çizemem diyen biri de bence ilgi duyuyor ve seviyorsa üzerine gitmeli, vakit ayırmalı ve çalışmalı.

Ufuk: Aslında doğuştan da gelir…Doğuştan gelen kısmı da var. Mesela sanatçılık denen kısım böyle bir şey. Örneğin Neşat Ertaş bizim için öyle bir kişi. Her konservatuvara giden Neşat Ertaş olamaz. Her bağlama çalmayı öğrenen de. Yeteneğin geliştirilmesinde akademilerin en büyük rolü; geçmişteki deneyimi ve metodları aktarma noktasında oluyor. Bu bilgi birikimi doğru aktarılırsa geçmişte denenen bir çok şey tekrar edilmiyor ve daha hızlı gelişim gösteriliyor. Öğrenilmiş bir çok şeyin üzerine kendi yeteneğini koyarsan çok daha fazla gelişebiliyorsun.

dilek-tablet_V3

Türkiye’de tasarım ve sanat eğitimini nasıl buluyorsun? Türkiye’de eğitimin veri görselleştirme ile ilişkisi sence hangi derecede?

Dilek: Bizim bu alana yönelik dersler alma şansımız oldu. Aldığımız bu derslerin de bize bir metni simge haline getirme ve veri işleme konularında katkısı oldu. Benimsedikleri temel prensip bizi sorunla baş başa bırakıp bu soruna çözüm üretebilmemizi sağlamaktı. Tasarım eğitimde bu tavrın oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de sanat ve tasarım eğitiminin geneline baktığımız zaman ise her kurumun, hatta her akademisyenin farklı tutumları ve yaklaşımları olabiliyor.

Ufuk: Evet biz de o yüzden hangi hocadan eğitim aldığın çok önemlidir. Kişisel özellikler, karakteristik değerler çok etkili olabiliyor. Tüm eğitim sistemi ayrıca değerlendirilebilir ama hangi hocayla çalıştığın da çok kritik bir nokta.

Dilek: Türkiye’deki eğitim anlayışında grup çalışması, takım olarak hareket etme becerisinin kazandırılması noktasında büyük eksikler olduğunu hissediyorum. Sosyal becerilerin geliştirilmesine yeterli önem verilmiyor ve kişilerin bireysel olarak hareket etme eğilimleri de daha yüksek oluyor. Oysa, okul dışındaki hayatta bireylerin bir grubun içinde ve etkileşim halinde çalışması gerekiyor. Üniversiteler artık bu konuda biraz daha bilinçli ve bir değişim olduğunu gözlemlemek mümkün. Umarım tüm eğitim sisteminde de bunun yansımasını görme şansımız olur.

Ufuk: Veri görselleştirmenin ilk ve en önemli adımı dokümantasyon. Önce verinin çıkartılmış olması gerekiyor. Bizim kültürümüzde dokümantasyon yok. Biz de iş süreçleri kişiye göre değişkenlik gösterebiliyor. Kurumun başına biri gelir, o kurum batabilir veya çıkabilir. Kişiler önemli rol oynar. Oysa bir yazılı kurum kültürü geliştirilebilse, bilgi birikimi gelecekteki çalışanlara çok daha kolay ve verimli yoldan aktarılabilir. O nedenle, ilk aşamada veri temini ve bunun paralelinde yapılacak olan dokümantasyon çok kritik bir aşama. Veriyi okuyabilmek de önemli ama sadece okumak değil, ilişkili olduğu alanlarla okuyup değerlendirmek gerek. Örneğin Türkiye’deki beyaz eşya sahibi olma oranlarına bakıyorsunuz. Buna genel olarak baktığınız da bir ailede bulaşık makinesi olma oranı olarak görünebilir. Ama bunu sosyolojik olarak değerlendirirseniz bulaşık makinası olan ailelerin kadına verdiği değerin de yüksek olduğunu görebilirsiniz. Bunun gibi çıkarımlar için kullanacağınız ilişkileri doğru tanımlamanız gerekiyor. O nedenle veri görselleştirme interdisipliner bir alan.

Veri görselleştirmenin ilk ve en önemli adımı dokümantasyon.

dilek-ustten_V3

Eğitim sektörüne yönelik hiç özel infografik çalışmalar yapıyor musunuz? Sizce eğitimcilerin bu konuya bakış açısı nasıl?

Dilek: İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi’nde çok yoğun bir içerik ile baş başayız. Her bir ders, koca bir kitap ile eş değer olabiliyor. Biz de öncelikli olarak birinci dereceden önemli noktaları ayrıştırıp, daha karmaşık konular için infografikler hazırlamaya çalışıyoruz. Örnek olarak tasarım ekibimizle birlikte Eğitim Psikolojisi, Dünya Sinema Tarihi, 15.yy Türk Edebiyatı konularında interaktif infografik çalışmaları hazırladık. Ben bu çalışmaların planlanması, bilgi mimarisi ve etkileşim tasarımı aşamalarında görev aldım. AUZEF İçerik Tasarım Sürecinde bizim eğitim teknologlarından, tasarımcılardan, yazılımcılardan ve kullanıcı deneyimi tasarımcılarından oluşan bir ekibimiz var. Tüm ekip özverili bir çalışmayla kendi uzmanlık alanlarında ders materyalleri ve arayüz tasarımları üzerinde çalışıyor.

Gelecekteki planlarından da biraz bahsedelim mi?

Ufuk: Çocuklara yönelik, tasarımcı bakış açısıyla yemek tarifleri kitabı projemiz var. Çocuklar bu kitap sayesinde, algoritmalarla, diyagramlarla, tasarımcı bakış açısıyla tanışıp, ebeveynleriyle ortak çalışarak eğlenceli yemek sunumları hazırlayabilecekler. Bu proje için bir yayın evi ile de görüşmeye başladık..


Share this Story

İlginizi Çekebilecek Benzer İçerikler

SomutdüŞ Youtube’da